Letonya’da Avrupa Gönüllü Hizmeti Tecrübesi

Fatmanur Hanım (Sağda)
Fatmanur Hanım (Sağda)

Yılbaşında Letonya’ya gittiğimde takipçilerimden Fatmanur Hanım ile yüzyüze tanışma imkanımız oldu. Kendisine yakın bir şehiri gezmeye gittiğimde kısa da olsa etrafı beraber görebilme ve Letonya hakkında konuşabilme imkanına eriştim. Kendisi Avrupa Gönüllü Hizmeti kapsamında Cesis şehrinde bulunuyordu.

Özellikle Instagram üzerinde en çok gelen sorulardan biri Avrupa Gönüllü Hizmeti olduğu için Fatmanur Hanım’dan böyle bir röportaj rica ettim. Beni kırmadığı için kendisine teşekkür ederim. Umarım Avrupa Gönüllü Hizmeti ve Letonya ile alakalı aydınlatıcı bir yazı olur hepinize.

Röportaj

İlk önce gönüllü projenizden bahsedebilir misiniz?

Tabi ki ben  kısaca bahsedeyim. Ayrıntılı bilgi için internete AGH yazarlarsa, bununla ilgili bir sürü bilgiye de ulaşılabilir ve daha sağlıklı olur. Avrupa Gönüllü Hizmeti 17-30 yaş arasındaki her gencin gidebileceği, yabancı dillerini geliştirip, farklı kültür ve ortam görebilecekleri, kendilerini de keşfedebilecekleri bir Ulusal Ajans programıdır. Bu tarz projelere kabul almak için iyi yazılmış bir motivasyon mektubunuz, özgeçmişiniz olmalıdır. Çok iyi seviyede bir İngilizce seviyesi şart değildir amaç yurtdışı imkanlarından gençlerin yararlanabilmeleridir. Bu projeye kabul alan gençlerin tüm masrafları Ulusal Ajans tarafından karşılanmakta hatta belirli miktarlarda (ülkeye bağlı olarak) cep harçlığı verilmektedir. Gönüllü karşı kuruluşun belirlemiş olduğu kurallara ve zaman çizelgesine göre hareket eder. Hafta sonları da genelde tatildir ve kalan vakitlerde de gönüllüler kendilerine zaman ayırabilmektedirler.

Gitmeden önce Letonya hakkında düşünceleriniz neydi?

Açıkçası Letonya hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değildim. Hatta haritadaki yerini de tam olarak bilmiyordum diyebilirim; sadece kuzeyde bir ülke olduğundan haberim vardı. Letonya projesine başvururken de özellikle Letonya’yı seçmedim. Projenin içeriği ve tarih aralıkları bana uygun olduğu için başvurmuştum; tabi projeye kabul aldıktan sonra Letonya hakkında daha detaylı bir araştırma yapmaya başladım ancak yeteri kadar bilgi mevcut değildi.  Edindiğim bilgiler; ülkeleri ile gurur duydukları, pagan kültürünü devam ettirdikleri ve çok hızlı bir internete sahip olduklarıydı. Ama ben daha fazla bilgi edinmek istiyordum. Letonya’ya daha önce gitmiş birkaç kişiyle görüştükten sonra instagramdan Letonya yazıp ne var ne yok bakmaya başladım. ‘Letonya Rehberi’ sayfasından da bu şekilde haberim oldu. Bazı konular hakkında endişelerim vardı ve Letonya Rehberi sayfasının kullanıcısı bana çok güzel açıklamalarda bulundu ve epey rahatladım. Genel olarak Letonların abartıldığı gibi soğuk insanlar olmadıklarını ve küçük ülkelerine bağlı hoş insanlar olduğunu öğrenmiştim. Baltık ülkelerini gezmeye giden çok fazla insan da olmadığı için kısıtlı bilgiler mevcuttu elimde. Almanya ya da daha Orta Avrupa’da bir ülke olsa muhtemelen daha çok bilgiye ulaşırdım ama bunun eksikliğini çok da yaşamadım sanırım. Sonuçta keşfedilecek farklı bir ülkeye gidiyordum.

Letonya Kışı
Letonya Kışı

Gittikten sonra düşüncelerinizde herhangi bir değişiklik oldu mu?

Letonya’ya giderken çok olumluydum; içimdeki bazı tedirginliklere rağmen. İlk kez yurtdışına çıkıyor olmanın hem heyecanını yaşıyordum hem de tedirginliklerini, soru işaretlerini. Bunların hepsi ülkeye gittiğimde netlik kazanacaktı elbette. Bir arkadaşım ‘’Letonya’nın %99’u ateistmiş, orada yapabilecek misin?’’ demişti. Bu beni biraz korkutmuştu, acaba bir sıkıntı yaşar mıyım diye çok düşünmüştüm ancak aslı olmayan bir korkuymuş. Benim bulunduğum ülkeden dolayı mıdır yoksa Avrupa’nın genelinde bu böyle midir bilmiyorum ama insanlar sizin ne yaptığınızla, ne giydiğinizle gerçekten ilgilenmiyor. Hiç kimse suratınıza ‘Sen yenisin galiba. ‘ diyerek bakmıyor ve bence bu muazzam hoş bir his. Gezdiğim diğer ülkelerde de durum buna benzerdi esasında. Kuzeyli insanların soğuk olduğu ve yardımsever olmadığı yaygın kanısının doğru olduğunu düşünmüyorum ancak bölgeden bölgeye değişen bir gerçek de var ortada. Örneğin; ben başkent Riga’da değil; Cesis isminde küçük bir ilde kalmıştım. Cesis’teki insanlarda biraz daha kapalılık durumu vardı. Bu Türkiye’de Afyon’da yaşayan insan içinde geçerli bence. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar turistlere ve farklı kültürlere daha açık olabiliyorlar. Şehrin turist alma sayısı ile de doğru orantılı. Küçük olduğu halde çok turist alan şehirler, diğerlerine göre daha farklı profillerde olabiliyor.

Yaşadığınız şehir nasıldı?

Yaşadığım şehir az önce bahsettiğim gibi küçük bir şehirdi. Ben proje kapsamında gittiğim için hafta içlerinde dernekte bulunma zorunluluğum bulunuyordu. Bazen işlerimiz olmadığında etrafı dolaşmak için çıktığımız oluyordu arkadaşımla veyahut koordinatörümüz ile birlikte bir yerlere gidebiliyorduk. Cesis ormanın tam ortasında kalan bir şehir. Esasında Letonya’nın zaten %50’si ormandan oluşuyor. Çok güzel bir doğaya sahip diyebiliriz. Ben orada ‘Aralık-Ocak-Şubat’ aylarında kalmıştım. Tam en çetin ve en soğuk kış zamanlarına denk gelmiştim anlayacağınız. Ben İzmir’de yaşıyorum ve aslen Muğlalıyım. Anlayacağınız pek soğuk nedir bilmem. Oraya gittiğimde soğuğa hazırlıklıydım diyebilirim; epey alış veriş yapmıştım soğuklar için ancak bünyem hazır değilmiş ki gider gitmez hastanelik oldum. Neyse ki çabuk toparladık 🙂 Bunun haricinde Cesis’te genç arkadaşlarımız da vardı ve zaman zaman onlarla toplanıyorduk. Hepsi hoş insanlardı ve çok saygılılardı. Kendileri gibi olmayan bizlere, gerçekten saygılı davranıyorlardı ve bunu hissettirmişlerdi. Cesis’in çok küçük bir merkezi vardı ve bir anıt yer alıyordu. Oraya ilk gittiğimizde çok büyük bir yılbaşı ağacı vardı; yılbaşından sonra kaldırıldı. Şehir resmen hayal şehre döndü ondan sonra 🙂 Cesis sakinleri, Riga’da da olduğu gibi akşam belli saatten sonra pek dışarda bulunmuyorlardı. Biz alışmışız Türkiye’de akşamları dışarı çıkmaya. Yani hava soğuk olsa bile dışarı çıkabiliyoruz İzmir’de. Ancak Letonya tamamıyla farklı. Hava erkenden kararıyor ve soğuk olduğu için de kimse dışarda bir şey yapamıyor doğal olarak. Bu sebepten mekan içi etkinliklere daha çok yöneliyorlar. Cesis’te ve Riga’da beni ürküten şey buydu açıkçası. Sokakta yürürken hiç insan olmamasını (gerçekten bazen tek bir tane insan bile olmuyordu.) sevmiyorum. Şehrin bu yönü çok sıkıntılı. Ama bir de yaz aylarında görmek lazım Letonya’yı. Eminim daha renkli daha güzeldir.

Cesis Kalesi
Cesis Kalesi

Başka şehirleri gezme imkanınız oldu mu? En beğendiğiniz yer neresiydi?

Sigulda, Riga, Ligatne, Turaida, Valmiera, Jelgava ve Naukseni’yi gezmişim şimdi baktım. Tabi hepsini detaylı gezemedim ancak Sigulda, Riga ve Ligatne’yi güzel gezdim. Sigulda ve Ligatne birbirine benziyor esasında. İkisinin de çok güzel doğası var ve ikisi de ıssız. Sigulda’ya gittiğimizde teleferiğe binmiştik; ulu ağaçların üzerine yağmış olan karı yüksekten görmek harikaydı. Karın beyazı ve ağaçların yeşili buluştuğu an manzara mükemmel oluyor bence. Sigulda’dan sonra Turaida’ya geçtiğimizi hatırlıyorum. Orada da Turaida Kalesi vardı, onu gezmiştik. Kale sıradandı bence ancak en üst katından manzara yine harika görünüyordu. Letonya’da şöyle bir şey var bence bir de; manzara seyredilebilecek alan çok. Şehrin merkezinde de yüksek yerler var. Kiliselerin en üst katları var, kütüphanenin yine son 2 katı görsel bir şölen sunuyor sizlere. Yani Letonya’nın birçok yerinden güzel manzara seyredebilmek mümkün. Ligatne’ye gittiğimizde de amacımız hayvanat bahçesine gitmekti ve hayvanat bahçesinin çok uzak olduğunu kestiremedik. O kadar çok yol yürümüştük ki bayılacak hale geldiğimizde oraya ancak ulaşmıştık. Yorgunluktan hayvanat bahçesinin içini fazla gezemedik hatta. Letonya’da bazı bölgelere mutlaka arabayla gitmek gerekiyor bu arada. Evet yürüyüş için çok güzel ancak hava erken karardığı için sıkıntılı bir durum. Bu tarz yürüyüşleri havanın geç karardığı mevsimlerde yapmanızı tavsiye ederim 🙂  Riga hakkında da biraz konuşursak eğer; Riga başkent olduğu için her şey orada tabi ki. Riga’da o kadar çok müze var ki… Küçücük şehre bir sürü müze yapmışlar. Birçoğuna gittik. Özellikle savaş müzeleri ve Letonya tarihi ile ilgili müzeler çok ilgi çekiciydi. Riga’da Daugava Nehri’nin üzerinde 4 tane köprü var. Bunlar: Vansu Bridge, Southern Bridge, Railway Bridge, Stone Bridge. İlk gördüğümde kısa mesafelerin arasında neden bu kadar çok köprü var diye epey sorgulamıştım. Çünkü bir köprünün üzerinde iken diğerini çıplak gözle çok rahat görebiliyorsunuz çok yakında yer aldığı için. Biz karşıdan karşıya geçmek için taşıta binmeyip Stone Bridge’i sürekli yürüyorduk ne akla hizmet ise. Bayağı da yol yani ama o köprünün üzerinde yürümek de epey zevkli; çok soğuk olduğu zamanları hariç tutuyorum. Çünkü bir keresinde yine böyle yürürken suratıma felç indi sanmıştım; o kadar soğuktu ki…Bunun haricinde Riga’da güzel parklar ve aksesuar satan mağazalar da bulunuyor. Yılbaşı ve özel günlerde şehir süsleniyor. Kış ayında olduğumuz için sadece yılbaşında şehrin süslendiğine ve etkinliklerin yapıldığına şahit olabildim. Estonya’da olduğu gibi Riga’da da yılbaşı pazarları kurulmuştu ve çok hoş görünüyorlardı. Bir de ben proje ile gittiğim için öyle erasmus öğrencisi gibi çok fazla genç topluluk bulup onlarla bir şeyler yapmadım. Bu sebepten de birçok etkinlikten haberdar olmamış olma olasılığım çok yüksek.

Teleferik
Teleferik

Letonya’nın beğendiğiniz ve beğenmediğiniz yönleri neler oldu?

Letonya’nın beğenmediğim özelliği sanırım çok soğuk olması ve kış aylarında havanın 3.30 civarında kararıyor oluşuydu. Beğendiğim özellik ise, Leton halkının kendi milli benliklerini yaşatmaya çalışıyor oluşuydu. Bence bu milli bir karaktere sahip olma anlamında çok önemli bir nokta. Rusların, Almanların, İsveçlilerin işgaline defalarca kez uğramış bir millet yeniden ayağa kalkıyor ve bir ülke kuruyor kendisine. Şüphesiz en çok zararı Rusya verdiği için Leton halkında Ruslara karşı bir karşıtlık durumu söz konusu. Bunu anlayabiliyorum ama tabi ki ırkçılığa karşı olduğum için bir neslin yaptığı hatayı, sonraki bir nesle de yıkamayacaklarını düşünüyorum. Bu konular hakkında da epeyce arkadaşlarımızla konuştuk ve fikirlerini az çok biliyorum. Irkçılık birçoğunda olmasa da milliyetçiliğin ırkçılığa da yol açabileceğini söylüyorlar ve milli benliğin korunması noktasında ısrarcı olduklarını dile getiriyorlar. Hatta öyle ki; kendi ülkemizi (Türkiye’yi) benimsediğimiz için güzel yansıtıyorduk ve bu onların hoşuna gidiyordu. Ayrıca geleneklerine bağlı bir toplum Letonya. Yani halen daha Pagan kültürlerine uygun ritüelleri bulunmakta. Ben her geleneğe (Türk gelenekleri) bağlı olunması ya da uyulması konusunda emin değilim şahsım adına. Ancak buna inanan ve değerli bulan kişilerin gerçekleştirdiği ritüelleri izlemek keyifliydi.

Yemekleri ile aranız nasıldı?

Maalesef yemekleri ile aram hiç iyi değildi. Letonya’ya gitmeden önce yemek seçen biri olmadığımı sanırdım ancak gittikten sonra az da olsa öyle biri olduğumu anladım. Farklı kültürlerin yemeklerini denemeyi çok seven biri olduğum için buna açıktım ve deneyebileceğim birçok şeyi de denedim. Tek dikkat ettiğim içinde et bulunmamasıydı. Benim kaldığım yerde yemekleri ilk başta koordinatörümüz hazırlıyordu ve ben yiyemiyordum. Bu onun kötü yapması ile alakalı bir durum değildi; ben sevmiyordum. Koordinatörümüz daha önce Türkiye’den gönüllü ağırladığı için biliyordu domuz eti vb şeyler yemediğimizi ve eve zaten hiç domuz eti almıyordu. Hatta kendisi de domuz etini pek tüketmediklerini söylemişti. Genelde hindi eti ve tavuk tüketiliyordu ( Ben onları da yemiyordum. Sadece balık yiyordum.). Sonrasında market alışverişine kendimiz gitmeye başladık ve akşama ne yemek istiyorsak ona uygun şeyler alıp kendimiz yemek hazırlıyorduk. 2 ay boyunca herhalde her gün yemek yaptım. En kötü 2 güne 1 yapmışımdır. Hem kendi yaptığımız yemekleri yiyebiliyorduk hem de herkes bizim yemekleri beğeniyordu. Bir taşla 2 kuş 🙂 Letonya yemekleri ile ilgili size önerebileceğim şeyler şunlar olabilir: Lido restoranda güzel yemekler oluyor, ortamı da çok güzel. Ortaçağ dizaynında, tahta masa-sandalyelerin bulunduğu bir restoran. Ben orada Leton pilavı, patates falan yiyordum. Bolca da salata dolduruyordum tabağa. Yine başka yerlerden de balık yediğim çok oldu. Balık yemekleri genelde güzel oluyor.

Letonya'da Hayvanlar
Letonya’da Hayvanlar

Türkiye’den gidecek gönüllülere ve öğrencilere tavsiyeleriniz neler olur?

Türkiye’den gelecek gönüllülere ve öğrencilere tavsiyem; kış ayında geleceksiniz mutlaka sıkı sıkı giyinin! Şakası olmayan bir hava var cidden. Geldiğinizde boş boş vakit öldürmek yerine çıkın, gezin, dolaşın her yeri. Elinizde telefonunuz ve haritanız olduktan sonra tek başınıza gezmek de inanılmaz haz veriyor bence. Hatta biz (arkadaşımla birlikte) Estonya’da iken şöyle bir şey yapmıştık; birbirimizden ayrıldık ve buluşmak için bir alan belirledik -Telefon ile birbirimizi arayamazdık çünkü hat almamıştık- tek başımıza istediğimiz yerleri gezip geldikten sonra o noktada buluştuk, kalan yerleri de beraber gezdik. Biz beraber de gezebilirdik ama ilk kez ülkeler arası yolculuk yapmıştık ve anı olarak kalacak bir şeyler yapalım istiyorduk. Aklımıza da böyle bir şey gelmişti.

Örneğin; Bizim projemizde başka ülkelerden arkadaşlar da vardı ve bütün gün oturuyorlardı; hiçbir şey yapmıyorlardı. Kulağa çok mantıksız geliyor ama cidden oturuyorlardı. Demem o ki gezmeyi, görmeyi, keşfetmeyi sevmiyorsanız erasmus yapmanızın ya da gönüllü projelere katılmanızın bence çok anlamı yok. Bu tarz yurtdışı programları insanlar farklı kültürleri tanısın, kendini geliştirsin diye var. Bu fırsatları kullanamayacaksınız başkasının önünü tıkamayın derim. Ama zaten pek sanmıyorum yurtdışına gittiğinde keşfetmeden dönecek bir Türk 🙂

Bolcal

Pagan Kültürünün Letonya’daki izleri

Paganizm geçmişi silinmemiş Bilindiği üzere Türk toplumu İslam öncesinde Şamanizm'e inanıyordu . Leton...
Devamını oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.